Bugun...



BİR KRALLIĞIN İSLAM'A GİRMESİNE VESİLEN OLAN DAVRANIŞ

Kral ve halkının İslam ile şereflenip Müslüman olmasına vesilen olan Müslüman tüccarın örnek davranışı...

facebook-paylas
Güncelleme: 15-02-2020 22:45:03 Tarih: 15-02-2020 22:13

BİR KRALLIĞIN İSLAM'A GİRMESİNE VESİLEN OLAN DAVRANIŞ

 

Kral ve halkının İslam ile şereflenip Müslüman olmasına vesilen olan Müslüman tüccarın örnek davranışı...

Gönlü İslâm’ın incelikleriyle yoğrulmuş, kumaş ticareti ile uğraşan

müslüman bir tâcir, günün birinde kumaşlarını bir gemiye yükleyerek

Endonezya’ya (dünkü adıyla Açe krallığına) gitti ve oraya yerleşerek

ticaretine devam etti.

 

Kendisi ise kanaat sahibi bir mü’min olduğundan; «Varsın kazancım

az olsun, lâkin temiz ve helâl olsun.» düşüncesindeydi.

İşe geç geldiği bir gün, tezgâhtarın sattığı mallardan çok yüksek bir

kâr elde ettiğini gördü ve bunun üzerine tezgâhtar ile aralarında

şöyle bir konuşma geçti:

“–Hangi kumaştan sattın?”

“–Şu kumaştan efendim.”

“–Kaça sattın?”

“–On akçeye.”

“–Nasıl olur? Beş akçelik kumaşı on akçeye nasıl satarsın?

Adamcağızın bize hakkı geçmiş. Görsen tanır mısın onu?”

“–Evet, tanırım!”

“–O hâlde hemen git ve o müşteriyi buraya getir. Onunla

vakit kaybetmeden helâlleşmem lâzım.”

Tezgâhtar gitti, müşteriyi bulup getirdi. Dükkân sahibi,

müşteriyi karşısında görür görmez, kendisinden helâllik istedi

ve tezgâhtar tarafından alınan fazla parayı da müşteriye uzattı.

Müşteri ise daha evvel hiç karşılaşmadığı bu güzel muâmele

karşısında hayret içinde kaldı. Hattâ kendi kendine; «Hakkını

helâl et!» cümlesinin mânâsını idrâk etmeye çalışıyordu.

Bu hâdise, kısa sürede dilden dile dolaştı. Çok geçmeden de

kralın kulağına kadar ulaştı. Sonunda hükümdar, kumaş tüccarını

saraya çağırdı ve şöyle sordu:

“–Sizin yaptığınız bu davranışı daha önce biz ne duyduk,

ne de gördük!.. Sizin bu hâliniz, bize bir muammâ oldu.

Bunu îzah eder misiniz?”

Tüccar ise kemâl-i edeple cevap verdi:

“–Ben bir müslümanım. İslâm’da mülk, Allâh’ındır.

Kul sadece bir emânetçidir. Ayrıca İslâm’da haksız kazanç,

fâiz, istismar, gabn-i fâhiş (kandırmak sûretiyle değerinin

çok üstünde satış yapmak) ve toplumun zararına olan bütün

satışlar yasaktır. Bu alışverişte ise müşterinin bana hakkı

geçmişti. Dolayısıyla kazancıma haram karışmıştı.

Ben sadece bir yanlışı düzelttim.”

Bunun üzerine kral;

“–İslâm nedir, müslüman olmak neyi gerektirir?”

gibi sualler sormaya başladı.

Tüccar da sualleri birer birer, tatlı bir üslûpla cevaplandırdı.

Böyle bir dînin varlığını bu vesileyle ilk kez duyan hükümdar,

fazla vakit geçirmeden İslâm ile müşerref oldu.

Kısa bir müddet içinde halk da müslüman oldu.

Böylece bugün milyonlarca müslümanın yaşadığı Endonezya

gibi okyanus ötesindeki ülkeler, gönül fütuhâtı ile fethedilmiş oldu.

Bu bölge, askerî bir sefer ile fethedilmedi. Oranın idarecileri ve halkı;

“–Bu ne güzel din!” diyerek halka halka müslüman oldular.

Peygamberimiz, hâl ile tebliğ sırrını anlayan ve tatbik eden

ashâbına ayrı bir alâka gösterirdi.

Meselâ;

Mescid-i Nebevî’yi temizleyen siyâhî bir hanım vardı.

Efendimiz onu bir ara göremedi. Merak ederek nerede

olduğunu sordu. Vefât ettiğini söylediler.

Bunun üzerine vefâ âbidesi Efendimiz;

“–Bana haber vermeniz gerekmez miydi?” buyurdu.

Daha sonra;

“–Bana kabrini gösterin!” diyerek kabrine gidip cenâze

namazı kıldı ve ona duâ etti. (Buhârî, Cenâiz, 67)

Hâl ile tebliğ, aynı zamanda tebliğde en tesirli ve feyizli usûldür.

Hak dostları olan evliyâullah hazerâtı da; gönüllerini

birer dergâh hâline getirerek, emr-i bi’l-mâruf vazifelerini

yerine getirmişlerdir.

Cenâb-ı Hak, geçmiş ümmetlerden râzı olduğu kulların

vasıfları arasında dâimâ emr-i bi’l-mârûfu zikretmiştir.

Âyet-i kerîmede buyurulur:

يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ

وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ مِنَ الصَّالِح۪ينَ

“Bunlar (ehl-i kitâbın hayırlı olanları) Allâh’a ve âhiret

gününe inanırlar, iyiliği emrederler, kötülükten men

ederler ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar sâlih

kimselerdendir.” (Âl-i İmrân, 114)

Buna mukabil;

Geçmiş kavimlerin helâk sebebi ise, nehy-i ani’l-münkeri

terk etmeleridir.

 

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hidayetlere Vesile Olmak, Yüzakı Yayıncılık

 

BİR  KASE  SÜT  HİDAYETE  VESİLE  OLDU

 

BİR KASE SÜT HİDAYETE VESİLE OLDU

 

İMANIMIZIN GÜCÜNÜ GÖSTEREN AMEL

 

İMANIMIZIN GÜCÜNÜ GÖSTEREN AMEL

EMR-İ Bİ'L MA'RÛF VE NEHY-İ ANİL

MÜNKERİN FAZİLETİ

 

EMR-İ Bİ'L MA'RÛF VE NEHY-İ ANİL MÜNKERİN FAZİLETİ

 

EMRİ BİL MARUF NEHYİ ANİL MÜNKER
YAPAN KİŞİLERİN BİLMESİ GEREKEN HADİS

 

 

PAYLAŞ:   

        

İLGİLİ YAZILAR







Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER İSLAM TARİHİ Haberleri

sanalbasin.com üyesidir
YAZARLAR
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Henüz anket oluşturulmamış.
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI YUKARI